23 Mart 2012 Cuma

Umutsuz Mahalle Teyzesi Melek Abla...

Balat '11
Geçen pazarlardan biriydi. Şu havaların buz gibi olup Allah'ını seven üstüme cemre atsın diye dua ettiğim günlerin hemen sonrası. Freud karakterindeki arkadaşım "gel lan gel dışarısı akıyor" demesinin üzerine attım kendimi dışarı. Sokağa çıkar çıkmaz cemreyi hissettim. Ne güzeldi hava öyle. Freud'la hoşbeş naber nasılsının ardından ayakları otomatik olarak her zaman yürüdüğümüz yöne doğru aktı. İlk sokağı geçtikten sonra aklım başıma geldi de dedim 
L - Noluyor? nereye gidiyoruz?
F - Turlayalım işte aşağı doğru...
Turlayalım dediğimizde hafta içi akşam yemeklerini fazla kaçırdığımızda çıkıp yürüdüğümüz tramvay yoluna takiben gittiğimiz avm önü. Avmlere girmek, hele ki pazar günlerini avmde geçirmek en hazetmediğim hatta kaçarcasına uzak durduğum şey. Işıklar, kuru kalabalık, amaçsızca avm içinde turlamak... bir türlü anlam veremedim nedense. Neyse
L- Gene gidecez oraya. Yok dön geri sokakta dururum daha iyi.
Sonrasında da öyle oldu. Döndük doğup büyüğümüz sokağa. Oturduk kaldırım taşına başladık laflamaya. Her zamanki gibi yoldan gelip geçenleri gözlerimizle takip edip laf lafı açtı. Derken bizim sarı birader belirdi arkamızda. Klasik hoşgeldin beş gittinden sonra yanımıza yanaştı. 3-5 dakika geçmeden bunlar kendi aralarında son 6 aydır yaptıkları muhabbetin gene içine girdiler.
S - Sen nerden aldın eşyaları bizde alacaz.
F - Tanıdık var. İstediğin gibi üretiyorlar mobilyaları gelip bakıyorlar odaya istersen
S - Nerde?
F - Masko'da ya gideriz beraber.
S - Beyaz eşyayı n'aptın?
F - Yarısı tamam çamaşır makinasını aldık işte birde buzd.....

Gene nişan muhabbetindeyiz. Evleninde kurtulalım amk. Zaten ileri derecede yalnızım! İsyan etmeğe ramak kalmış. Ha birde dekorasyon için bende tasarım falan isteyecekler daha... OFFF! Şunu anladım ki bu nişan, düğün muhabbeti kadınlarınki kadar erkeklerinki de sıkıcı. Ama ikisininde ortak serzenişi "Kaç defa evleniyorum sanki aşkım?" lafına cevap bulamamaları. Bana kalırsa Murat Kekilli'nin şarkısı buna çok iyi cevap olur. "ALIR BOŞARIM SENİ" Sonuçta Seda Sayan'da ilk evliliğine "kaç defa evleniyorum sanki" cümlesiyle kurdu ama sonra önünü alamadı. Değil mi?
Artık patlamak üzereyim o sırada Sarı'nın aklına cinyıs bir fikir geldi,
S- Madem bi bok yemiyoruz, bi yere de gitmiyoruz bizim oraya geçelim.
L- Çay var mı sizde?
S- Vardır. Olması lazım.
F- Olur tamam. Getirirsinde içeriz.
L- Hadi.
Biraz emirvaki oldu ama canım çekti birden. Bulunduğumuz kaldırım taşından çok ama çok uzaklaştık(!) Arkamızda bulunan iki bina arasından geçtik ve varış noktasındayız. Mahallenin (mahalle dediğim çocukluğumun geçtiği iki sokak) en yaşlı binasının alçak girişine konuşlandırdık kendimizi. Karşımda Sarı sağımda Frued oturdu, Solum binanın duvarına dayanmış, arkamda tramvayın geçtiği cadde sağımda ve önüme doğru sokağın devam eden kısmı. Giriş kapısı kaldırımla aynı hizada ve giriş katındaki evin camları bizim hizamızda. Giriş katının pencereleri bizim oturduğumuz seviyede ve sanırım bunun sebebi üst üste atılan asfalt yüzünden binanın boyunun zamanla alçalması. Çocukken bizim oturduğumuz yerde mahallenin anneleri oturur, örgü neyim örerken laflarlardı. Biz topun peşinden koşarken acıkınca sağolsunlar salçalı ekmekleriyle doyururlardı. Az yemedik zamanında onların ekmeklerini. Yedik yemesine ama orada başıma gelmeyen kalmamıştı.
Balat '11
O binanın girişinde kafam yarıldı,
O binanın girişinde bu sefer yüz üstü düştüm burnum kırıldı,
O binanın girişindeki camları indirmiştim. Top oynuyoruz normal. :)
Şaka gibi ama o binanın girişinde aşık bile olmuştum ya...
Neyse Sarı gidip çayları getirdi, Çayların sarılığından artık son demleri olduğu aşınaydı. Ama tadı her zaman ki gibi keyifliydi. Muhabbet futboldu, yoldan geçen hatundu, sokağın başındaki güzel arabaydı derken arkadamdan bir ses;
- Gençler ne yapıyorsunuz bakim?
İşte o salçalı ekmeğin sahibi. Salçacı Melek teyze. Sesi o zamana göre biraz ihtiyarlamış ama içtenlik o zamanların içtenliği. Hepimizin tepkisi hemen hemen aynı,
F- Hiiiç.
S- Hiiç abla nolsun takılıyoruz.
L- Hiç işte napalım.
Hepimizde bir hiçlik felsefesi. Ama muhabbetin eskisi gibi olmayacağını belliydi artık.
M- İyi iyi bakalım. Sarı naptın nişan işini?
Aha başa döndük. Aynı binadasınız kadın biliyorsundur zaten. Zaten bilmemen imkansız, mahallenin bütün haberleri sende. Bizimkilerin ayrılacağını bile senden duydum ben ya! Bunu bilmemen nasıl olur?
S- Yapmaya çalışıyoruz işte bişeyler.
M- Hadi inşallah. Allah yardımcınız olsun. Evi naptınız? Aldınız mı?
S- Bakıyoruz....
...
Ucunun bana dokunacağı bir muhabbete istemsizce gireceğimin farkındayım artık. Kaçarı yok. Bu sırada attım kendimi duvar dibine, yaslandım iyice duvara..
M- Sen naptın Freud nişanı?
F- Hallediyoruz yavaş yavaş. Düğün yaz sonunda.
M- Ramazanda mı? Yapmayın ramazanda.
(Ramazandan sonra da iki bayram arası olacak? Hani yapılmazdı?)
F- Yok rmazandan sonra Melek abla.
M- Hee iyi geliriz. Bu sefer atma nişanı ama!
F- Dellendirmiyor değil esasında. Şeytan diyo at nişanı kurtul...
....
Muhabbet uzasın diye dua ediyorum bu sıra. Ama kaçarı olmayan bir muhabbetin içindeyim bile. Sadece konunun bana gelmesi geciktikçe gerginlik yaşıyorum sebepsiz yere. Durduk yere. Sanırım yalnız olmak zoruma gidiyor böyle durumlarda bilmiyorum ama "eee Lokes" demesine ramak kaldı bence ucundayım.
M- Aman Freud yazık. Bak o kadar halletmişsin. Herşey bitmiş neredeytse. Aldınız değil mi eşyayı?
F- Aldık aldık. Az bişey kaldı.
M- Kız gene sizin oradan mı?
F- Evet ya tanıdık.
M- iyi iyi. Daha iyi böyle olunca.
F- Başkasının eşeğiyle uğraşacağıma kendi eşeğimle uğraşırım daha iyi.
Oha amk Freud! Kafanı s*kim! Tamam sizin oraların özlü sözü olabilir bu laf ama öh amk! Her ne kadar bunu kötü anlamda demese de duyduğumda garibime gitti.
L- Yuh lan (ardından sesizce ağız hareketleriyle oha amk)
M- O kim?
Ve işte bingo düştüm çukura,
L- Benim Melek Teyze.
M- Lokes? Baya oldu seni görmeyeli. Hadi bunlar neyse de sana denk gelmeyeli uzun zaman oldu. Amma değişmişin.
L- (zoraki gülümseme) Doğru uzun zaman oldu görmeyeli.
M- Sizinkiler nasıl annen falan?
L- İyiler çok şükür aynı işte.
M- İyi iyi. Sizde büyüdünüz he...
Heh işte fırsat, ben burdan yürürüm konuyu evirir çeviririm uzaklaştırırım dedim;
L- Hee ya. Zaman işte. Ben burada kafamı yarmıştım. İlk sen koşmuştun Melek teyze.
M- Hatırlıyorum ya hatırladım.
L- Birde salçalı ekmeklerin. Az yemedik helal et.
M- Ne demek siz bizim çocuklarımızsınız AAaaaaa..
F-L-S- Sağolasın Melek teyze.
F- Zafer abi napıyor?
M- Çalışıyor işte evladım ne olsun. Lokes sen de var mı bişeyler?
Bir an umutlanmıştım ya. Saldım sırayı Freud araya girdi oradan yürürüm hatta koşarım diye ama nerdeee! Sonuçta karşımda yılların kapı önünde örgü ören teyzesi. Az anasının gözü değil, kaçar mı ondan hiç?
L- Ne gibi bişey?
M- Sevgilin ayol Kocaman delikanlısın.
Delikanlıyla gaza gelmemde sevgilim yok diye sebepsiz bi gerginlik var üstümde. Ama birden jeton düştü,
L- Var ya olmaz olur mu hiç?
O sırada Freud'da çatık kaşlı bi "alla alla" bakışı, arkama dönüp Sarı'ya baktığımda göz kırpmamla kaybolan aynı bakış.
M- Ohhh ohh. Ne güzel Eee gençsiniz tabi.
L- Öyle öyle genciz tabi.
M- Eee Senin Evlilik ne zaman? Nişan?
İşte sorunun ikinci kısmı geldi. Hatta ana fikri ağızdan çıktı. Varılmak istenen noktaya geldik. Bir an "ulan dur söyleme" dedim kendi kendime ama girdik bi kere yola ve ağzımda da o sırada çıktı.
L- O zaten evli Melek teyze...
M- '^+'%^%&/ + Mavi ekran hatası.
İşte o an! Error durumu. Beynine kan gitmiyor ve dolaşım durdu. Sadece bakıyor, hayatı boş boş izliyor... Bende ufaktan bir pis sırıtış..
L- Boşanması gerekli önce...
M- N,n,ne? Na, Na, Nasıl yani dur bi.
"Ne oldu" dermişçesine kafa sallıyorum o sıra. Afallamanın ardından 5-10 sn sonra Freud basıyor kahkahayı. Akabinde Sarı. Melek teyze tekrardan hayata dönüp nefes almaya başlıyor.
M- Lan kafanı kırdırma gelmeyeyim oraya! Dalga mı geçiyorsunuz!
L- Evet estafurullah.
M- (Şaşkın suratla diğerlerine bakarak) Aaa şuna bak yaa. Allah canını almasın emi. Terbiyesiz seni. İşiniz gücünüz hoppalık. Aynı tas aynı hamamsınız.
Arkadan hafifleyen gülme sesleri...
M- Eee bi kız vardı o noldu?

Be amk. Açmayacaktın o konuyu işte. Soruyu duyunca bizimkilerde sustu birden. Gülme falan kalmadı.
L- Yok oldu.
M- Hayırlısı ya. Boşver gençsiniz daha. Bak Freud'a ikiye gidiyor.
L- Hııı.

Hafiften bir keyifsizlikle sırtımı tekrar döndüm Salçacı kadına. O sırada Sarı gitti çayları tazelemeye. Herhalde yenisi demlenmişti yukarıda. Freud Melek teyzeyle biraz daha muhabbet ettikten sonra
M- Hadi kolay gelsin size iyi muhabbetler...
dedi ve çok şükür ayrılmıştı hizamızdaki camdan. Nasıl olsa istediğini öğrendi. Tekrardan çaylar geldiğinde artık ortalık sakinleşmişti. En azından benim için sakindi artık. Kurtulmuştum da bu yükten artık. Hatta en güzel cevabı da bulmuştum; bilmiyorum belkide hatırlamıştım. Kendi kendime dert ediyorum belki ama bazen böyle durumlarda "ulan benimde sevgilim var" demek geliyor insanın içinden...
Şimdilik tek sıkıntı Melek teyze bunu ciddeye alıp sağa sola boşboğazlık yapmaması. Zaten hakkımda garip garip mahalle efsanesi duyuyorum berberden. Bir tane daha eklenmezse iyi olur...