22 Mayıs 2012 Salı

Yılın 20. Haftası Salı-Çarşamba

Bebek parkı
Nasıl bir haftaydı hatta iki haftaydı hiç anlamadım. Ne sıra geldi geçti... Nasıl oldu? Ne yaptık? Bu nasıl hızdı düşünüyorum da hiçbir şey hatırlamıyorum desem yeridir. Hatırlayabildiğim, haliyle anlatabileceğim tek kısım geçen hafta.
Pazartesi akşamı adaşım geleceğini haber verdi. Tee Kuşadası'ndan. Aceleye geldiği için biraz ayaküstü oldu ama sıkışık dönemde halledebildik ve sorunsuz da atlattık. Ama söz konusu adaşım olunca işler değişiyor. Herif tam kafa dengim. Nasıl anlaştığımız kimse anlam veremiyor. Daha doğrusu ikimiz arasındaki muhabbete birisi şahitlik ettiğinde sıkıntıdan patlayanlar olduğunu gördük. Hatta yer yer masadan kalkıp gidenleri hiç saymıyorum bile... Kısacası adı saçmalamak oluyor ama biz fazlasıyla keyif alıyoruz. Ne olursa olsun daha önce bahsettiğim gibi etrafımdaki arkadaşlarımın bir kısmı evlilik arefelerinde olduğundan dolayı pek bişey yapamaz olduğum şu dönemde ilaç gibi geldi. Zaten ikimiz yan-yanayken yaptığım tek şey bol bol içip, stokları tazelemek oluyor. He adaşı anlatacak olursam, bana 10-13 kilo kadar ekle al sana adaş.

Salı 14:00 Civarı...
Adaş gelir ve olaylar gelişir. Selamlaşmadan sonra eve doğru yola düştük ki tramvayda ilk atılımlarımızı konuşmaya başladık. Evde biraz sohbet yemek hazırlığı derken klasik "nasıl gidiyor orada havalar nasıl" kısımlarını atlattıktan sonra gene ortak paydamıza ulaştık.
Adaş: Durumlar nasıl?
Ben: Boktan!
A: Niye lan?
B: Aylık olarak hayatıma giren ortalama kadın sayısı, hayatımdan çıkan kadın sayısından daha az. Dolayısıyla bir tür cari açık veriyorum şuanda...
A: Stoklarda sıkıntı var yani.
B: Bahardan sanırım.
A: Yapar. Bahar yapar adaş...
B: Bahar vardı senin noldu?
A: Bilmiyorum. Noldu?
B: Bilmiyorum.
Derken akşam olur, uğrayacağı birkaç yere uğrar işlerini görür gelir. Yarının planı çoktan yapılmıştır. Birkaç bira içilir havadan kara konuşulur... Adaş yokken benim içim geçip 2-3 saat kadar uzandığım yerde uyuyakaldığım için sabah 7'de anca uyuyabildim.


sokak fotoğrafları
Çarşamba 15:30 Civarı

A: İstersen bekleme adaş sen dön ben yolu öğrendim nasıl olsa.
B: Yok adaş ben fotoğraf çekerim zaten.
A: Yağmur var.
B: Berekettir.
A: Bereketini gör o halde. Ben herhalde 1 saate işi hallederim.
B: Parktayım. Güneş açarsa işler yoluna girer merak etme.
A: Güzellikler senin olsun.
B: Güneş, güneş... Buralar güneşle çalışıyor..
A: Kaçtım ben.
Artık an itibariyle Bebek parkında gene yalnızım. Havada çiseliyen yağmur parkta dolanıyorum. Elimde fotoğraf makinem bakınıyorum etrafa ne var ne yok diye. Pek bişey yok. Parkta yalnız kovboy edalarında dolanıyorum mal mal... Bir taraftan da oturacak kuru bir yer arıyorum. Her köşeye bakındıktan sonra kuru bir yer olmadığını anlayınca sahil kısmında bulunan banklara "ıslak bankta oturma pozisyonu" halinde kuruldum. Yani sırtımızı dayadığımız yere oturup ayaklarımı normalde kıçımızı koyduğumuz yere koydum. 20 dakika hafif yağan yağmur keyfinden sonra çıkan güneş...Offf.. Sen nelere kadirsin güneş. Tatlı tatlı ne güzel okşayıp ısıttım sırtımı...
Yağmur duralı daha 10 dakika olmadan köpeğini alan parka koşmuş gibi birden ortalık köpeğini gezdirenlerle doldu. Güneşte gittikçe artıyor, saha şartları fotoğraf çekmeye müsait hale geldi, sadece kadraja girecek güzel bir bişeyler bulmam gerekli... İskeleye yanaşıp birkaç foto oradan çekerken birilerinin kadraja girmemek için duraksadığının farkında vardığım anda aradığım güzellikleri bulduğumu farkettim. Birisinin boyu maksimum 1.70 civarında 45-49 kilo, diğerinin boyunun maşallahı var 175'den biraz uzun ve 55, 5de benden olsun 60 kilo gibi. Ufak bir gülümsemeyle "buyrun geçin" dedikten sonrada haliyle doğru anı kollamak için beklemeye başladım.  

Sürekli fotoğraf çekiyorlar, sürekli arkalarına boğazı alıyorlar, olmuyor tekrar deniyorlar, bankta, iskelede, iskelenin kenarında bulunan merdivenlerde fotoğraflar... Muhtemelen de kısıtlı zamanları var. Ki bu havada düzgüncene giyinip çıkmışlar. Ayakkabılara baktığımda temiz belkide buralarda oturuyorlar ama yağmurdan dolayı yanlarında şemsiye var belli ki sabahtan çıkmışlar ve demek ki gezmek için burada oldukları belli... Anladım bunlar buralı değil hiç sarmaya gerek yok. Neyse oturdum biraz daha bankta bakınırken karşımda yağmur yağarken yağmura aldırış etmenden uyuyup ıslanan ve bana eşlik eden köpeğin kaşlarının hareketlerine dalmışım. Dalmışım ama aklım nerede hiç bilmiyorum. Soluma döndüğümde kızların biraz daha yaklaştığını gördüm ama bir şey için cebelleşiyorlar belli. Bir hırıltı var. Bu sefer onları izlemeye başladım ne yapıyorlar diye. Çok geçmeden kendilerini çekmeye çalıştıklarını farkettiğimde göz göze geldik. Baya baya baktılar yani. Bende zaten mal mal bakıyorum öküz gibi. Bu kadar baktım bari yardım edeyim diye kalktım gittim yanlarına;
B: Merhaba iyi günler.
K: Merhaba.
B: İsterseniz yardımcı olayım. Verin şunu ben çekeyim de cebelleşmeyin.
K: Çok teşekkür ederiz.
B: Hoş bu fotoya baktığınızda aklınıza bile gelmeyecem biliyorsunuz değil mi?
K: Nasıl yani?
B: Yok bişey. Yanaşın biraz.
B: Buyrun, İstanbul hatıranız.
K: Teşekkür ederiz, sağol.
B: İyi gezmeler.
sokak fotoğrafları
İyice anladım ki turlamaya çıkmışlar. Belli ki buralı değiller ve bu yüzden burnundan getirip sıkmamak adına pekte ilerletmedim muhabbeti. Başka hedeflere yöneleyim derken sıkıldım zaten birde hevesim kaçtı. Ardından parkın oradaki büfeye attım kendimi. (ilk fotoğrafda uzanan yolun sonundaki) Çok geçmeden adaş aradı işini halletmiş "nerdesin?" Büfeye gelip sonra bişeyler atıştırdıktan sonra turlamaya başladık. 
A: Naptın?
B: Bakındım.
A: Var mı doyurucu bişeyler.
B: Kemik sıyırmak istersen var.
A: O derece zayıflar... Nerdeler?
B: Bilmem. Gitmişlerdir çoktan.
A: Eee?
B: Buralı değiller adaş. Napayım? Fotoğraflarını çektim diretmedim...
A: O halde sıra bende...
B: Gel, şurada güzel birkaç yer buldum
.
Bebek parkında şu kilo verme aletlerinin yanında kesilmiş ama kaldırılmamış büyük kütüğü hemen herkes bilir. Orada birkaç kare fotoğraftan sonra sahil kısmında pan tekniğini uygulanmış foto yakalamak için takılırken
A: Kemik sıyırmak istiyorum!
B: (kafamı baktığı yöne çevirdim) Buralı değiller adaş.
A: Olsun bende buralı değilim?
B: Sende insansın be adaş.
A: Gidelim o halde?
B: Bekle şu fotoyu yakalamam lazım. İnat yaptım. Tekrar yürü...
A: Adaş zaman geçiyor.
B: Yürü.
A: Adaaaaaşşş!
B: Tekrar Yürüüüüü
5-6 deneme sonunda doğru enstantane ve ona uygun yürüyüş hızını tutturduk ki birkaç net foto yakalayabildim. (Lensin IS özelliğinin olmaması!!!) Baktım ki oturuyorlar aceleleri yok. Takılıyorlar konuşuyorlar bizde oturduk diğer uçtaki banklara. Adaşa durumu anlatıyorum. "Buralı değiller, bak çünkü böyle böyle... adaş" diye. İkna ettim bizim hayvanı zapedettim konuyu "nasıl geçti sen naptın gittin işini hallettin mi?" lafına bağladım ki kızlar önümüzden geçinde bi dikkatimiz dağılıp uzun uzun göz göze gelsekte konudan sapmamayı başardık. Adaş kendi olayını 10-15 dakika boyunca anlatınca, saatin artık gitme vakti geldiğinin farkında varınca olayın devamını yolda anlatır diye kalktık. 10 adım attık atmadık kızların yanında geçerken zaten 1 saatten fazladır parktayız hepimiz, ya göz göze geliyoruz ya denk geliyoruz diye Sadece ama sadece laf olsun nasıl olsa "yok sağolun" diyeceklerini bildiğim için "iyi günler varsa başka çekilecek foto yardımcı olalım" dedim. 
KısaHatun: Var esasında.
UzunHatun: Bir türlü yakalayamadık.
A: Peki o halde yardımcı olalım adaş.
B: Olalım hadi.
KH: Havada yakalamaya çalışıyoruz ama olmuyor.
UH: Evet flu çıkıyor.
B: Bununla zor tabi. Erken basarsanız deklanşöre gecikmeyi alırsınız.
A: Evet öyle anlamasamda...
UH: Nasıl yapacak peki?
A: Birde ben deneyeyim.
KH: Elindekiyle olur herhalde.
B: Şöyle yapalım o halde ben benim makineyle çekeyim isterseniz sonra maile atarım.
UzunHatun: Olur tamam.
A: Ben de ufakla deneyeyim o halde. Adaş uçur şunları bakalım.
B: İlk önce kim zıplıyor.
UH: Ben.
B: Tamam.... Olmadı tekrar zıpla... Olmadı tekrar... Tamam. Bak bakalım nasıl olmuş?
UH: Göbeğim açılmış....
5 dakika sonra...
KH: Bu arada adınız?
B: Lokes
UH: Sizin?
A: Şaşırmayın benimde Lokes.
15 dakika sonra...
UH: Siz nerelisiniz?
B: Ben İstanbul'luyum.
A: Ben de Kuşadası.
KH: Manisalıyım...
30 dakika sonra...
A: Hadi ya... Halbuki ben hep oradayım. Bir daha gelince mutlaka haber verin.
UH: 3 hafta sonra gelecem zaten tekrardan, sen ne zaman dönüyorsun?
A: Cuma günü.
KH: Sende gidiyor musun?
B: Tabiki de. Sen gitmeyecen mi?
KH: Ben de gidecem sanırım.
B: 3 Hafta sonra Kuşadasındayız... iyimiş.
taksim nevizade
50 dakika sonra...
B: Bira 50lik? 70lik?
KH: 35lik olsun.
A: Her zamankinden adaş.
UH: yok içmeyecem.
B: 4 tane 70lik.
KH: 35lik demiştim.
B: Biliyorum.
1.30 dakika sonra...
A: Akşama taksimdeyiz o halde?
B: Kesinlikle.
UH: Önceden planımız vardı değiştiremeyiz.
KH: Akşama plan olmasaydı olurdu da...
B: Biz oradayız sizde orada olacaksınız. Lütfen.
A: Bu sefer bize kalksın. Şerefe.
2.10 dakika sonra...
KH: Telefonları verdik zaten akşama görüşürüz o halde.
B: Tamam. Eve gidecektik ama artık direk taksime gideriz.
UH: Biz gelemeyiz önce eve gitmemiz gerekli.
A: Tamam. Saat 9da görüşürüz o halde.
UH: Kesinlikle.
B: Bişey olursa cepten ulaş mutlaka.
KH: Tamam.
Velhasılkelam bundan 3 saat kadar önce eve dönmemiz gerekirken bütün planlar değişti. Kısa olanının civarda bir yerde kaldıkları arkadaşlarının evi varmış, onları yolladıktan sonra bizde taksime gittik. Zaten akşam kalabalığına yakalanınca hatunlarla buluşmamıza 1 saat kala anca vardık. Bi'şeyler atıştırırken telefon çaldı. Arayan Kısa boylu. "Nerdesiniz? Biz yarım saate kadar taksimdeyiz" haberini aldıktan sonra
B: Geliyorlarmış.
A: İyi.
B: Nasıl yapalım?
A: Farketmez, akışına bırakacaz.
B: Nasıl farketmez lan! Nerden nereye geldi olay. Ne bileyim giderayak selam veripte işin buraya kadar uzayacağını...
A: Eeee? Vermeseydin selam!
B: Ben miyim suçlu?
A: Şimdi bu zamanın o anının suçu mu? Zamanın o anında orada olmanın suçu mu? Yoksa zamanın o anında o kadının orada olmasının suçumu?
B: 70liklerin.
A: Muhtemelen öyle... Saat kaç?
B: Şimdi.
A: Kalkalım o halde.
taksim nevizadeSaat 12:30...
Ben 3. tek buzlu vodka siparişimi verdim. Hatunlar gitarcının gitarından çıkan Romen havasında kıvırtıyorlar adaşta onlara eşlik ediyor. Ben de bilmediğim için romen havası hatunları hayran hayran izliyorum. En uç noktamdan vurdular resmen. Romen havası oynayan hatunu izlemek oldum olası hoşuma gitmiştir. Ama hepsi güzel oynamadığı için bu konuda seçiciyimdir. Fakat karşımdakiler sınıfı rahatlıkla geçtiler...

Saat 02:30 Civarı sanırım.
Kafam ses ve alkolden göt olmuş durumda, gömleğimin bir tarafına devrilen 1 shot tekila, kokusu ve ıslaklığı sarmış. Her zaman olduğu gibi bizim elemanlardan birisini arayıp konaklayacak yer ayarlandıktan sonra kahve içmek için eve geldik. Sonrasını hayal meyal hatırlıyorum. Kahveyi içtim mi bilmiyorum. Üzerimde yorgunluk ve gece uyumayıp sabah 7'de yatıp 11'de kalkmanın uykusuzluğu. Hatırladığım birkaç şeyden birisi bir boyun, sırtıma çullanan birisi, enteresan ve ne olduğunu çözemeyip 10 dakikadan fazla baktığım biblo, ince bir bacak, birde şu bel kısmında hafiften belirgin kalça kemikleri... Sonrası hafızada yok...
Not: Devamı olan Perşembe-Cuma kısmı taslak halinde bitirilmeyi bekliyor...