10 Eylül 2015 Perşembe

Sana "Kişisel Gelişim" değil, "Kişisel Dönüşüm" gerekli

+ Sizli bizli konuşmasak? Sen'li Ben'li konuşsak? 
Artık çok sıkıldım kişisel gelişim sözcüğünden ve oradaki çalışmalardan da, çabalardan da. Çünkü yeni bişey söylenmiyor ve söylenemez de... Kişisel gelişimde hep bir şeyleri üstüne koymaya çalışırsın. Kendini değerli kılabilmek için "değerli olabilmen için bunu yapman lazım, şunu yapman lazım" cümlesine inandık durduk...

Yıllar yıllar evvel söylendiği gibi "Ya görüldüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün."

Doğduğun andan itibaren hepimiz bi'şeyler olmak zorundayız. Biz aslında mutlu doğuyoruz ama bizim üzerimize yüklenen bir takım şeyler; mutlu olmak, başarılı olmak için bunu şunu yaplar bize mutluluğumuzu unutturup, mutsuzluğa yolculuğa çıkartıyor... Ailemizin, toplumun, çevrenin koyduğu beklentiler var. Ama içeriyi halletmeden dışarıda bulabileceğimiz bir şey yok. Yani ilk önce benim ne olduğumu bulmam önemli. Çünkü sen her gün ilk önce, olduğun gibi olduğun için çok değerlisin. 

"Okul notların iyi olacak, güzel kız olacaksın, büyüklerinin yanında çok konuşmayacaksın, avukat, doktor, mühendis olacaksın sen, ne balerini saçmalama... vs vs." Dolayısıyla hepimizin aslında hayalleri çocukluk yıllarında öldürüldü. Ve sonra kendinden uzaklaştık. Düşünsene sanatçı ruhlu bir çocuğun bankacı, finansçı olduğunu?

Bugünkü temel eğitim sistemi çocuğun yeteneğine, psikolojisine göre dizayn edilmediğinden dolayı yok edici olabiliyor. Ve aslında bu çocuklarda toplumun bir kopyasını yaratıyoruz. Toplumun beklediği çocukları yaratıyoruz. Bi nevi onlar safken baya baya hayallerini kirletiyoruz.
Yeni bin yılda artık kristal çocuklardan bahsediyoruz. Yani x-y-z kuşağının da sonuna geldik. Eskiden 20-25 yıl dediğimiz bir jenerasyon derken artık neredeyse 3 yıl bir jenerasyona kadar indi. Artık insanlar gerçekle sahteyi net olarak ayırt edebiliyorlar. 
Sen hep değerli olmak için bişeyler yapmak zorunda olduğuna inandırıldın ve bunun için belki de çırpınır hale geldin. Ama asıl olumsuz sonuç, kendinden uzaklaştın. Başkasının olmasını istediği kişiliğe ilk adımını attın. Vicdan anahtarın başkasında değil kendinde olsun. Yani senin güzelliğine, doğruna, iyine, yanlışına sürekli olarak çevreye göre bakarsak; sıfır beden mi olmak gerekli güzel olmak için? Aynaya baktığımda Kıvançla, Kenan'la mı kıyaslamam gerek? Komşu tavuğuna bakmaktan vazgeç artık. 

Ben/sen niye kıymetliyim/kıymetlisin? Kıymetli olabilmek içinde kendimize bir şeyler katmamız gerekiyor. Tabiki de kattığımız şeyin bana ait olması çok önemli. Benim hamuruma uygun olması çok önemli.

Bir tane hayatın var ve ÖLECEKSİN!

Bir günde kaç farklı kişiliğe bölüne biliyorsun? Aile, iş yerinde iş arkadaşları, müdürler, spor salonunda hoş görülmek istediği kişi, sokaktaki arkadaşın, sürekli gittiğin kafe de, sanal ortamlarda vs. vs. sen nerdesin? Yorulmuyor musun? Bu demek değil ki; Hep ben kendim mutlu olayım, hep benim dediğim olsun, sadece ben, ben, benden başkasını umursamayayım, ben egosu değil demek istediğim.
Seni gerçekten sevenler, seni olduğun gibi sevenler. Onlara verdiklerin için sevenler değildir gerçek dostlar. 

Alışılagelmiş sistem tıkandı. Şehir yaşamında genel olarak baktığımızda mutsuzuz ve metroya inen çıkan, çalışan yüzbinlerce insan "hep bişey eksik." diyoruz. O eksik olan şeyi, dışarıdan bişeyleri alarak, bişeyler olmaya çalışarak doldurmaya çalıştık ve "bazen" değil "çoğu zaman bana ait olmayan bir hayatı yaşamak zorunda kaldık." Bu yüzden MİLYONLARCA insan neden evlendiğini bilmeden evlendi. Onlardan bir taneside ya sensin ya da evleneceğini duyduğunda şaşırdığın okul arkadaşındı. Dolayısıyla bu sıkışmışlık al, al, al, ol, ol, al al bişey ol,
"Hadi ev alalım mutlu olacam,
Çocuğum büyüsün mutlu olacam,
Mürvetini görelim mutlu olacam,
Emekli olayım mutlu olacam" sonra öldük yaşam bitti. Eee geriye dönüp bakıyorum ne yaptım? Ne kaldı geriye? Senin hayallerin var, benim hayallerim var, etrafındaki herkesin hayalleri var. Her biri değerlidir. Ama bugün bir insan para kazanamıyorsa başarısız mıdır? Ya da yaptığı şey istediği yerlere gelemiyorsa başarısız mıdır? Belki de o yaptığı şeyi yapıyor olması, o yolcuğulu yapıyor olması çok daha değerlidir? O yüzden her insanın hayalleri de, istekleri de değerli. 
Ama biz ne oluyoruz? 
Eğer müdür olmuyorsan iş hayatında başarısızsın!
Eğer o arabayı alamıyorsan olmamış!
Ve çırpınıyoruz bir yandan...
Son zamanlarda o kadar çok "kişisel gelişim" sözcüğü ortaya çıktı ki ama hayat yaşayarak öğrenilir. Yaşam, yaşayarak öğrenilir. 
Ama biz ne arıyoruz?
Birisi bana 10 adımda aşkı anlatsın.
5 adımda mutlu olmanın formülünü versin. 
Onu yapayım, şunu yapayım ama şöyle düşününce mutlu olayım... Böyle bişey yok. Hiç bir zaman da olmayacak! Her birimiz yüreğimizdekini gerçek kıldığımızda gerçekten yaşıyoruz ve gerçekten mutluluğu bulmuş olacaz. Bana ait bir hayatım olduğumda. Ki etrafa baktığımızda, insanların hala din dil ırk zengin fakir ocu bucu şucu demesi halen bulamadığımızın da kanıtıdır.
Ve bu olay sevgi açlığını doğuruyor.
Tamam hadi gidip mandıra filozofu olalım demiyorum ama sakinleşin biraz... Muhteşem bir sistemin muhteşem bir parçasıyız. Yaradının bir parçasısın ve insanı seveceksin yaradandan ötürü. Çok ulvi uhrevi bişeyden bahsetmiyorum esasında, çok daha basit; hadi insan olalım. İnsana yakışanı yapmaya başlayalım;
İnsanlar artık asansörde "günaydın" bile demiyorlar ya da sokakta durgun birisini gördüğünde "nasılsın bugün" demek...
Ama bunlar bile artık "erdem" gibi algılanmaya başlandı. Öyle bişey ki yolda yaralı bir hastaneye götüren bir insana "erdemli bir insan" demeye başladık. Bu hale geldik. 
Selamsız sabahsız bandosuyuz. Burunlar yukarıda, sürekli olarak gülümsemeyen ama akıllarında sosyal medya hesaplarındaki like ve yorumları düşünenler topluluğuna dönüştük.

İnsanların üzerine çok yük bindirmeyin! Değişmeyen gerçek hepimiz ölecez! Ego dediğin şey de bu hayata varoluşu anlamlandırmaya çalıştığın nokta. İşe ayakların ters ters gidiyorsa, evliliğin artık herşeyini kaybetmişse sevgi ve saygı bile gidiyorsa artık bişeylerin değiştirilmesi gerek. Ama biz istiyoruz ki "o da dursun bu da dursun. Hiç bir şeyden vazgeçmiyeyim." Peki soru şu; Sen niye yaşıyorsun? Gerçekten şu an yaşadığın hayat, senin istediğin hayat mı?
Bu neden oluyor biliyor musun?
Daha ben hayatta ne yapacağımı bilmiyorum,
Daha ben kendim olamamışım,
Daha ben kendi yol haritamı çıkartıp yürümeye başlamamışım ve bir ilişkiyle belki de "yara bandı yaparak o ilişkiyi" aradıklarımı, bulmak istediklerimi o ilişkiden bekler hale geliyorum. Yani daha birey kendisini bilemiyorken, bir başkasıyla ortak bişey yaratmaya çalışıyor.
"Yaş oldu 22-23 artık birini bulalım, artık bir ilişkim olsun" diyerek belki de o filmlerde, dizilerde, kitaplarda okuduğumuz, izlediğimiz, istediğimiz şeyleri bir insanın üzerine yapıştırmaya çalışıyoruz. Sonra da onu olduğu gibi kabul etmiyoruz.
Aşk evliliği ironik bi laf gibi.
Aşk; beklentisiz olan. Herşeyi kapsayan, Özgür.
Evlilik; yaşı benden büyükmü küçük mü?
Önceden evlenmiş mi boşanmış mı?
Nasıl para kazanır?
Kimlerdendir?
Oraya bir liste konulmuş ona uyan insanla evlenmeye doğru gidiyorum aslında. yani bu hesap kitapla, bunu sorgulayarak.



Biz söyleniyoruz ama yapmıyoruz! Kocam için söyleniyorum, karım için söyleniyorum hatta aldatıyorum, ama o evliliğin düzelmesi için hiçbir şey yapmıyorum... Düzenden ve değişimden çok korkuyoruz. 
"Çok yoğunuz birbirimize zaman ayıramıyoruz" lafı da büyük yalandır. Hatta bu birbirlerine söyleyip inandırdıkları yalandır. 5 saat avm gezmek, ya da 10 saat piknik yapmak bu paylaşmak değil ki.

Çözüm için sorulması gereken soru, Biz niçin beraberdik. Öncelikle iki ayrı varlığız bunu kabul etmem gerek... Onunda zevkleri, hobileri, hayattan beklentileri var. Olduğu gibi kabul etmem gerek. Onun yanında duvarları kaldır. Film izlerken ağlamak istiyorsan tutma. Zayıflıklarını ona göstermekten korkma. Aynı yatağı paylaştığın insana aç artık yüreğini her şeyini paylaşabilmen lazım. Zayıflıklarda insanları birbirine bağlar...
Eğer bunu yapmazsan rekabet doğuyor. Mesela birisi daha çok para kazanıyor, küçük bişey oluyor bu niye burda duruyor burada durmuyor, bunu yutuyorum mesela görmezden geliyor, yada aman sorun çıkmasın diye görmezden geliyor... birikiyor... 

Çok lüks bir arabaya binmek için çocuğunun, karının zamanında çalıyorsan, sevdiğim şeylerden vazgeçmek zorunda kalıyorsam, gece huzursuz uyuyorsam ne önemi var? Son model arabalar kapıda dizili olsa ne olacak ki gece huzursuz yatıp, sabah endişeyle uyanıyorsam. Neyle neyi satın alıyorum. Hayatta gerçek ustalık işte bu sadeleşmek. Kolay değil ama böyle ekildik, böyle büyüdük; yap başar! Sen en iyisi sakinleş biraz...
Önemli olan şey konuşmak... ayrılmaktan ve kaybetmekten korktuğumuz için konuşmuyoruz. Madem bu kadar korkuyorsun o halde korkunun güzel tarafıyla yaşamaya çalış. Farzetki mükemmel bir ilişkinin ve sevginin içindesin, deliler gibi aşıksın ama şunu iyi bil ki yarın sabah gidebilir. Bu kötü bişey değildir, iyi tarafı şudur. Hiç bir şey cepte değildir, garanti değildir. Garantisi olanın cazibesi yoktur. Bugün bir cep telefonu alıyorsun ilk gün üstüne jelatini yapıştırıp bi hafta cebine sokmuyorsun, 1 ay sonra oraya buraya fırlatabiliyorsun. Yani şu yarın bile gitme ihtimali var ya onun için bugün ona sevgini göstermeliyim. bugün dokunmalısın, bugün sarılmalıyım. bugün paylaşmalıyız. Yarın olmayabilir çünkü, hiç bişey olmazsa birimiz ölebilir... Biz nasıl olsa geleceği garanti gördüğümüz için sallıyoruz. İşte anı böyle yaşa. 

Yani illa şu mu olmalı? Tanışmalıyız, aynı frekansta mıyız bir takım testlerden geçmeli miyiz? 
İllaki insanlara bişey verebilmek için, insanları değerli görebilmek için kulplar takmayıp, etiketler takmayalım. İnsanların kol saatine bakıp, kıyafetine, semte, dilini, lehçesine bakıp "ha bu o dur, bunlar böyleler" demesen? Önce insansan, karşındaki insanı olduğun gibi görebilmen...

Herkes şunu unutuyor, karşındaki de ben gibi insan. Onun da korkuları, yalnızlığı, hırsları, ailesinin beklentisi var. Hepimizi aynı şeyi yaşıyoruz. Biraz empati hepimizi rahatlatır. Mesela karşımdaki ters bir hareket yapar ya da benim üstüme çok gelir vs. vs... Ben bunu kişisel algılamam, çünkü belki bu sabah bişey yaşadın? Belki onunda canı sıkkın? Durduk yere kafana stres sokmaya gerek yok.

Sahip olduğumuz şeyler doğrultusunda değer kazanmazsınız... Öyle sanırsınız.
Unvanlarla hayat güzelleşmiyor... Adın unvanının arkasında kalıyor ve zamanla yüzüne taktığın maske oluyor.
Hani yere göğe sığdıramadığımız kişisel gelişimden bahsediyoruz ya, edebiyat, sanat, felsefe falan olmadan hiç bir yere gelişemezsin. Sana kişisel gelişimden önce kişisel dönüşüm lazım!
Başkalarının istediği cümlelerini değil, kendi cümlelerinizi kurun...